“Ben Hokage olacağım” diye çıktığı bu yolda önce sakat kaldı, sonrasında sevdiği kızın arkadaşı tarafından öldürüldüğünü gördü. Gelin Uchiha Obito’nun dönüşümüne yakından bakalım.

I. Uchiha Klanının Gölgesinde Varlık Kaygısı ve Yetersizlik
Uchiha gibi köklü ve beklentisi yüksek bir klanda doğmak, Obito için kendi seçmediği bir dünyaya varoluşsal bir fırlatılmışlık hissidir. Klanın elitizmi ve akademideki takım sınıf arkadaşı Kakashi’nin zahmetsiz dehası karşısında sürekli geride kalması, onda derin bir var olamama ve değersizlik kaygısı yaratır. Bu bağlamda, sürekli gözlük takması ve gözüne bir şey kaçtığını iddia etmesi basit bir çocuksu bahane değildir; yetersizliğini, kırılganlığını ve görülmeme korkusunu meşrulaştıran bir maskedir. Çünkü Uchiha Klanının beklentisi gözlerindeki yeteneğin yani Sharingan’ını uyandırması ve gerekli formlara evrilmesidir. Bu bir nevi güçlendiğini ve hangi evrede olduğunun (Klan içerisindeki güç sıralamasında) kanıtıdır.
Hokage olma arzusu ise kendini üstün görmek için başvurduğu bir güç hırsı değil; klanı, köyü ve bilhassa ötekiler tarafından onaylanarak varlığını kanıtlama çabasıdır. Obito, kendi özgün benliğini inşa etmek yerine, başkalarının özellikle de idealize ettiği Minato Sensei’nin gözündeki yansımasında var olmayı arar. Ancak bu bakışı tam olarak yakalayamaması, onda varlığının teyit edilmediği derin bir varoluşsal yalnızlık bırakır.
II. Kannabi Köprüsü: Bedenin Yıkımı ve Madara’nın Yardımı
Kannabi Köprüsü’nde arkadaşı uğruna kayanın altında kalması, sadece fiziksel bir parçalanma değil; Obito’nun dünyadaki varlığının ilk ağır sarsıntısıdır. Mağaradaki uzun iyileşme süreci, tam anlamıyla duyusal ve sosyal bir izolasyon tecrübesidir. Bedeninin yarısını kaybetmesi fiziksel bütünlüğünü bozarken, hayatta kalmak için Madara gibi karamsar bir figüre bağımlı hâle gelmesi onu zihinsel olarak kendi varlığından uzaklaştırır.
Kayanın altında kaldığı sahnede ise kurtarılamayacağını anlar ve ölmeden önce yapabileceği son şey olarak takım arkadaşı Kakashi’ye gözünü verir; böylece fedakarlıkta doruk noktasına ulaşır. Aslında küçük Obito’nun istediği tam olarak burada gerçekleşir: Başkaları tarafından kabul edilme ve saygı görme arzusu, sürekli kıskandığı Kakashi tarafından ona gösterilir. Hatta bu durum öyle bir boyuta ulaşır ki Kakashi, Obito’da gördüğü doğruları ve arkadaşlığı ileride kendi öğrencilerine yansıtır.
Gelelim Madara’nın yanındaki hâline… Bu karanlıkta zihnini ayakta tutan tek şey, Rin ve Kakashi’ye yeniden kavuşma arzusudur. Arkadaşlığına ve sevgisine bir anlam atfedebildiği sürece acıya dayanır. Hayatında bir anlam var olduğu sürece de Madara’nın sunduğu varoluşsal boşluğa ve karamsarlığa teslim olmayı reddeder.


III. Rin’in Ölümü: Anlamın Çöküşü ve Varoluşsal Saçma
Rin’in, Kakashi’nin elinde ölmesi; Obito’nun varoluşsal anlam dünyasının tamamen çökmesidir. O güne kadar inandığı “arkadaşlarını korursan dünya adildir” şeklindeki anlam çerçevesi saniyeler içinde unufak olur. Bu büyük şok, dünyadaki düzenin bir yanılsama olduğunu gösterir. Evrenin duygusuzluğu, adaletsizliği ve ölümün soğukluğu karşısında dehşete düşer. Aslında bu tam olarak iyileşme süreci boyunca ona yardım eden Madara’nın öğretileridir.
Dünya artık üzerinde yaşanabilir bir yer değil, anlamsızlığın hakim olduğu bir cehennemdir. Obito, varoluşun bu acımasız ve saçma gerçeğiyle yüzleşmeye tahammül edemediği için Mugen Tsukuyomi adını verdiği sahte bir aşkınlık illüzyonuna sığınır: Gerçeklik anlamsız ve acı vericiyse, o gerçeklik reddedilmeli ve yapay bir anlam dünyası yaratılmalıdır. Bunun için ise yeni bir maske takar. Artık Madara’nın kendisidir.
IV. Tobi ve Madara Personaları: Otantik Olmayan Varoluş ve Maskeler
Gerçekliği reddettiği bu uzun dönemde Obito, kendi otantik benliğini tamamen terk eder. Düşmanları kandırmak için büründüğü Tobi karakteri sadece taktiksel bir kostüm değildir; o aşırı neşeli, sakar ve çocuksu davranışlar, içindeki derin anlamsızlığı ve yaralanmış özü gizleyen sahte bir varoluş biçimidir.
Bunun da ötesinde, kendini Hiç Kimse veya Madara olarak tanıtması, kendi varlığından ve geçmişinden kaçışın zirvesidir. Kendi adını silmesi; işlediği cinayetlerin ve döktüğü kanın ahlaki ve varoluşsal sorumluluğunu üstlenmekten kaçmasını sağlar. Kendisini yok eden iradenin (Madara’nın) kimliğine bürünür. Zaten tüm dünyayı sahte bir rüya olarak gördüğü için yaptığı eylemlerin sorumluluğunu hissetmez. Obito burada tam anlamıyla otantik olmayan bir varoluş sergiler; kendi öznel sorumluluğundan kaçmak için başkasının maskesini takar ve kendi kaderinin öznesi olmayı reddeder.


V. 4. Ninja Savaşı: Sorumlulukla Yüzleşme ve Seçim
Savaş alanı, Obito’nun yıllardır kaçtığı varoluşsal sorumlulukla ve sığındığı sahte kimlikle yüzleştiği yerdir. Karşısında tüm acılara rağmen pes etmeyen ve kendi hayatının sorumluluğunu sırtlayan Naruto’yu görmek, Obito’da devasa bir içsel çelişki yaratır. Naruto’yu kırmak istemesinin sebebi ona duyduğu nefret değil; kendi “dünya anlamsızdır” tezini haklı çıkarmaktır. Eğer Naruto haklıysa, Obito kendi eylemlerinin sorumluluğu altında ezilecek ve hayatını koca bir yalan üzerine kurduğunu kabul etmek zorunda kalacaktır.
Ancak Kakashi ile yüzleşmesi ve Naruto’nun duruşu sonucunda kaçtığı özgürlük ve sorumluluk duygusuyla yeniden karşılaşır. Kendi içindeki bastırdığı idealist özüyle yüzleşir. Yaşamının son anlarında sahte fantezileri ve maskeleri terk edip gerçekliğin acısını kabul eder. Kendi otantik seçimini yapar: Arkadaşlar uğruna kendini feda etmek. Bu eylem, onun başkasının maskesinden kurtulup kendi kaderinin öznesi haline geldiği, varoluşsal özgürleşmesini ve özüyle barışmasını sağlayan nihai adımdır.
Sonunda özüne dönmüş ve diğer Shinobilere yardımcı olmuştur. Eski arkadaşıyla hesaplaşması ve arkadaşının kendi öğrencisini tıpkı Obito gibi yetiştirmesi… Bütün bunların sonucunda, ilk kez kendisi olduğu o sahnede söylediği şu sözü hatırlamıştır:
“Kuralları çiğneyenler pisliktir, ama arkadaşlarını terk edenler pislikten de beterdir.”

Yorum bırakın