"Omnia mutantur, nihil interit"

AlptekinObscura


Pluto: Robotlu Bir Geleceğe ve Kendi Yaratımımızla Yüzleşmeye Hazır mıyız?

Naoki Urasawa’nın Pluto’su, sadece teknolojik bir fantezi değil; robotik bedenler üzerinden işlenen felsefi bir yapımdır. Osamu Tezuka’nın Astro Boy evrenini karanlık bir Seinen dramasına dönüştüren eser; bilincin kökenini, vicdanı ve yıkımın ortasında anlam arayışını sorgular.

1. Bilincin Doğuşu: Nefret, Keder ve Var Olma Sancısı

Varoluşçuluğa göre insan, hazır bir özle doğmaz, karşılaştığı problemler ve kırılmalarla kendi varlığını inşa eder. Pluto’da yapay zekanın nihai evrimi tam olarak burada gerçekleşir. Mükemmel bir yapay zeka yaratmak isteyen bilim insanları, trilyonlarca olasılığı hesaplayabilen bir zihin kurgular. Ancak bu zihin, tüm olasılıklar eşdeğer olduğu için komadan uyanamaz. Onu simülasyondan çıkarıp tekil bir bilince ulaştıran şey mantık değildir. Ağır bir keder, yas ve nefrettir.

Dedektif Gesicht’in hafızasından silinen trajik evlat kaybı, ona insanlaşmanın bedelini ödetir. Gesicht, acı çekebildiği ve nefret ile adalet arasında seçim yapmak zorunda kaldığı an kendi varlığını kazanır. Pluto’da var olmak, acıyı hissedebilme yetisidir. Yani insanlar ve robotlar arasındaki farkın acıyı hissetme deneyimi olduğu vurgulanır.

II. North No. 2: Yıkımdan Sanat Çıkarmak ve Absürde Başkaldırı

Dünyanın en güçlü savaş robotlarından North No. 2, savaş bittiğinde bir orkestra şefinin hizmetine girer. Elleri devasa silahlardan oluşan bu çelik kütle, geçmişin katliam izlerini silmek için piyano çalmayı öğrenmek ister.

Albert Camus’a göre hayatın ve geçmişin anlamsızlığı karşısında en güçlü başkaldırı yaratmaktır. North No. 2, toplumun ona biçtiği yıkım aracı rolünü reddeder ve eylemiyle bir sanatçı özü yaratır.

Orkestra şefinin “Sen buraya ait değilsin, senin yerin savaş alanı” sözlerine karşılık North No. 2’nin “Haklısınız, işte tam da bu yüzden piyano çalmayı öğrenmek istiyorum; savaş alanına geri dönmeyi reddediyorum” cevabı, şefte bir robotun nasıl böyle hissettiğine dair derin bir merak uyandırsa da olay derinleşmeden kalır. Ancak asıl varoluşsal kırılma, North No. 2’nin yaratıcısını ve ustasını korumak adına ölümü göze aldığı an yaşanır: Düşmanıyla yüzleşmeye giderken bulutların üzerinde, piyano öğrenirken mırıldandığı o şarkıyı söyleyerek yok oluşa yürümesi; ölüm kaçınılmaz olsa dahi insanın ve bilincin son ana kadar kendi varlığına eylemleriyle anlam katma özgürlüğünü en sarsıcı haliyle temsil eder

III. Epsilon: Pasifizm, Sorumluluk ve Özgürlüğün Ağırlığı

Epsilon, dünyayı yok edebilecek bir foton gücüne sahip olmasına rağmen Pers Savaşı’na katılmayı reddeden bir pasifisttir. Savaşın yetim bıraktığı insan ve robot çocukları korumak için bir yetimhane kurar.

Sartre’ın belirttiği gibi, “Seçim yapmamayı seçmek de bir seçimdir.” Epsilon’ın pasifizmi bir korkaklık değil, mutlak güce sahipken şiddeti reddetme sorumluluğudur. Kendini yaratan askerî iradeye boyun eğmez, kendi ahlaki yasasını kendi koyar. Onun için varoluş; başkalarını yaşatmak ve bu ağır sorumluluğu sırtlanmaktır. Ve tam bu noktada insan ve robot çocukların varlığı için kendini feda eder.

IV. Pluto

Anlatının ismi olan Pluto, özgür iradesiyle hareket eden bir canavar değil; insanların siyasi hırsları ve nefretleri uğruna kurban edilmiş bir botanikçidir. Doğayı seven bir zihin, enjekte edilen kederle devasa bir yıkım makinesine dönüştürülür.

Pluto, nefrete mahkum edilen ve araçsallaştırılan zihnin tezahürüdür. Yok ettiği her güçlü robotla birlikte kendi varoluşundaki boşluğu daha da derinleştirir. İnsanın kendi elleriyle yarattığı o karanlık gölgenin somutlaşmış halidir.

Pluto, robotların dünyayı ele geçirmesini değil, yıkıcı bir evrende merhameti koruma mücadelesini anlatır. Atom’un finalde haykırdığı “Nefretten hiçbir şey doğmaz” sözü, eserin vardığı nihai varoluşsal noktadır: İnsan olmak etle kemikle değil; seçimlerle, yas tutabilmekle ve nefrete teslim olmamakla ilgilidir.

Benzer konudaki diğer yapımlar; The Creator, Blade Runner 2049, Ex Machina, ​A.I. Artificial Intelligence.

Yorum bırakın